top of page

BLOG

"Turta Kurta" bahanesiyle mini röportaj

  • Yazarın fotoğrafı: Admin
    Admin
  • 28 Şub
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 Mar

Veli Kahraman'la yazdığı ve resimlediği fantastik romanı “Turta Kurta” üzerine konuşalım derken laf lafı açtı; yazara, hakkında merak edilen soruları sorduk.


Kocakafa'nın rüya sahnesinin temsili resmi. Turta Kurta sf.61
Kocakafa'nın rüya sahnesinin temsili resmi. Turta Kurta sf.61

-Merhaba.

-Al benden de o kadar.

 

-Turta Kurta'nın kahramanı Kocakafa; öykünün bir yerinde, uykuya dalıyor ve rüyasında kendi dev heykeli altında kalarak eziliyor. Bunu komik bulduğunuzu söylemişsiniz? Bunun nesi komik? Komedi bu mu?

 

- Her şeyden önce Turta Kurta bir komiklik öyküsü değil. Komik bulduğumu söyledim çünkü, kendimizi onarmak için hayatta bazı şeylere güleriz. Mesela birisinin tökezleyip düşmesine ani bir refleksle güleriz. Çünkü hayatın olağan akışına ters bir şeyler olmuştur. O yüzden güleriz. Üstelik gülmek, her zaman aklı başında bir eylem midir? Sanmıyorum. Yolda yürürken tökezleyen bir adam, üstüne bir de böbürlenirse ona daha çok güleriz. Kocakafa’nın rüyasında bu iki durum neredeyse birlikte yaşanıyor. Rüyasında kendi dev heykeliyle karşılaşıyor ki bu bana göre tek başına zaten komik. Ayrıca dev heykelinin altında kalıp eziliyor. Bu da bir nevî katarsis yaratıyor olmalı ki bu duruma gülüyorum. “Oh oldu sana gerizekalı!..” der gibi.

 

-Kendi yarattığınız kahramanı müşkül duruma sokup, ardından hem cezalandırıp hem de onunla alay etmiş olmuyor musunuz?

 

-Alay etmek dışında neredeyse tarif ettiğiniz gibi. Fakat bence yazmak, çoğu zaman rastlaşmaktır. Planlı bir eylem olarak yazmak, teknik gerekçeler söz konusu olduğunda olabilir. Onun dışında; belli bir akış içerisinde yazmak, hayata daha yakın buluşmalar yaratıyor diye düşünüyorum. Hayata yakın buluşmaların içi, binbir çelişki ve aksiliklerle dolu çoğu zaman. Özellikle aksilikler, neşeli karakterler söz konusu olduğunda gülme aralığı yaratıyor. Kendi insanlık hallerimize gülemeseydik gelişimimiz bir noktada dururdu.

 

-Neşe candır, hayatın motorudur diyorsunuz yani?

 

-Tam olarak öyle.

 

-Humor deyince ne anlamalıyız?

 

-Olaylara homurdanmak yerine neşeyle gelen ince ayrıştırma ki, buna zekâ da denebilir, ile yapılan birleştirmeye humor diyebiliriz. Gerçeküstücüler buna, 'poetik kolaj' adını vermişti.

 

-Homurdansak ne olur, sakıncası mı var?

 

-Bence homurdanmak, horlamaya yakın. Bilinçaltında oluşan sesli öfke.

 

-Sizin ne zaman espri yaptığınız, ne zaman ciddi olduğunuz anlaşılıyor mu?

 

-Dünyada anlaşılmayan onca şeyin arasında, çöpünüzü geri dönüşüm kutusuna attığınızı düşünelim.

 

-Hiç alakası yok gibi görünüyor olabilir ama yine de sorayım. Bir Alman'ın bira göbeği neden umursanmaz da söz konusu bir Türk olduğunda fazlalık muamelesi görür.

 

-Alman sandalyesine rahat oturur, öyle içer birasını. Parası vardır ve kaç litre içeceğine kendisi karar verir. Türkler çoğunlukla fakir olduklarından, karın bölgesindeki küçük bir şişkinlik diğer fakirler arasında hemen fark edilir ve alay konusu olur. Zengin Türk’ler ise zaten bira içmez.

 

-İnsanlığın en büyük acısı nedir?

 

-Koskoca evrende, bulduğumuzu düşündüğümüz bir sabite tutunmaya çalışmak. Büyük acımız budur bizim. Tanrı insanı bu yüzden cennetten kovmuş olabilir. "Çıkın dolaşın, bir şeyler öğrenin" demek ister gibi... "Ha! bu arada: Gezinizin sonunda idrak ettiğiniz bilgileri zamanı gelince kendime katarak daha da büyüyeceğim, ona göre.” diyerek kendisine bir fonksiyon da atamış gibi duruyor. Demek ki kusursuz tamlık aslında eksikmiş… Neyse, evrendeki sonsuz değişimin ortasında onun gözlemcisi olamamak acı vericidir.

 

-Yaşınız elliyi geçmiş maaşallah?

 

-Evet dünyaya geliş yaşım ellinin üzerine geçti. Fakat yaşımı tam olarak hesap edebildiğim söylenemez. Çok uzun bir zaman anne karnındaydım. İnsan zamanıyla dokuz ay on günlük süre, bir fetüs için doksan yıla eşit de olabilir.

 

-Şu olabilir, bu olabilir… Kesinlikler yok mu hayatınızda?

 

-Amerikan tren yolları kesin doğrular üzerine kuruldu. Sonuç binlerce hektar ağaç katliamı ve yerlinin öldürülmesi oldu. “Kesinlik” gündelik işler için teknik gerekliliklerden ibaret olabilir. Ancak kime aşık olacağınız, nasıl yaşayacağınız, nerede doğup nasıl öleceğiniz konuları kesinliğe o kadar da yakın sayılmaz öyle değil mi?

 

-Son bir sorum daha olacak.

 

-Son bir soru diye bir şey yoktur ama yine de buyurun.


-Nesorsakbirefleksbiatar...

-Anlamadım?

 

-Tarih öncesinde yaşamış olsanız kendinizi nerede görmek isterdiniz?

 

-Ormanın içinde, karnımı doyurmuş vaziyette bir ağacın çatalında tembellik ederken.

 

-Benim gitmem lazım iyi günler.

 

-Sevgiler.


 Turta Kurta için ayrıca Bkz:

 

 

 

 

 

Yorumlar


bottom of page